Toplumsal Cinsiyet ve Ticaret Hukuku

Hukuk Metinlerinde Kadın Erkek Eşitliği

Cinsiyet ayrımcılığı yasağının ve cinsiyetler arasındaki eşitlik ilkesinin hemen hemen tüm uluslararası insan hakları belgesinde düzenlenmiştir. Ancak hukuk metinlerinde basitçe hakların eşitliğinden bahsetmek, kadınlar için toplumsal cinsiyet bakış açısıyla tam anlamıyla bir eşitlik ifade edememektedir. Bu noktada insan haklarının toplumsal cinsiyet bakış açısıyla yeniden ele alınması gerekmektedir.

Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri incelendiğinde erkek işi – kadın işi tanımlamasının getirdiği cinsiyetçileştirilmiş emek biçimlerinin etkin olduğu görülmektedir. Kadın, anne ve eştir. Hane halkının mutluluğunu sağlar.  Erkek ise evin direğidir. Kocadır evin babasıdır. Evin maddi olarak geçimi ile ilgilenir.

Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri ailede görüldüğü gibi çalışma hakkının istifadesinde devlet tarafından yapılan iş bölümünde de görülmektedir. Örneğin bir erkek çocuk bakımı için uygun görülmezken kadın bunun için biçilmiş kaftandır. Bu geleneksel cinsiyet rolleri kadının profesyonel meslek seçimlerinde dahi etkisini göstermektedir. Örneğin kadın için en ideal meslekler denilince akıllara hemşirelik, öğretmenlik gibi mesleklerin gelmesidir.

Başka bir örnek verecek olursak erkek geleneksel toplumsal cinsiyet rolüne göre karar alma mekanizmasıdır. Otorite, çatışma ve rekabetin altından kalkabilen kişidir. Bu özellikler ise siyaset paydasında birleşmektedir. Bundan dolayı özdeşleşmiş eril bir mekan olarak siyasette de kadın kendine çok zor yer bulabilmektedir. Şu anki TBMM kadın milletvekili oranımız %17,32’dir ki bu oran geçmiş yıllara göre ne kadar artmış olsa da hala istenilen düzeyde değildir.

Başka bir örnek daha verecek olursak ki bu örneğimiz Yargıtay tarafından da ele alınmış bir karardır. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği tarafından; 13.6.2005 günlü, 25844 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ankara İl Müdürlüğü kadrolarına daimi işçi alınacağına ilişkin ilanda yer alan 33 meslek grubundan 23 meslek grubu için cinsiyeti erkek olmak ibaresi içeren düzenlemenin iptali istemiyle dava açılmıştır.

Kadın erkek eşitliğine dair görülen bu davada yargıtayın kararı ise davaya konu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Ankara İl Müdürlüğü kadrolarına daimi işçi alınacağına ilişkin ilanda yer alan 33 meslek grubundan 23 meslek grubu için cinsiyeti erkek olmak ibaresini içeren düzenlemenin iptaline karar verilmiştir.

            Ticaret Hukuku ve Kadın

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda cinsiyete dayalı herhangi bir ayrım yoktur. Keza Anayasa Mahkemesi 29.11.1990 tarih ve E.  1990/30 K. 1990/31 (RG. 02.07.1992) kararı ile eski TMK madde 159’da yer alan evli kadının bir iş görme ve meslekte uğraşmasını eşinin iznine bağlayan madde Anayasaya aykırık gerekçesiyle iptal edilmiş ve kadınların ticari hayatta yer almasının önündeki engel ortadan kalkmıştır. ‘Ancak bu husus kanun metinlerinde yer alan cinsyetçi dili engelleyebildi mi?’ sorusu akıllara gelmektedir.

Bahsi geçen kararla şekli anlamda eşitlik yani kanun önünde eşitliğin yolu açılmıştır. Kanun önündeki eşitliğin ise maddi anlamda yani uygulanabilirlik açısından da kadın erkek eşitliğini getirip getirmediği ise tamamen subjektif yorumlara bırakılmıştır.

Ancak olaylara bakıldığı zaman anlaşılmaktadır ki şekli anlamda eşitliğin kadınların toplumda erkekler gibi hak sabibi olmaları bakımından yeterli olamamaktadır.

Eşitsziliğin sadece hukuksal engellerden kaynaklı olmadığı asıl çözüme kavuşturulması gereken sorunun siyasi, sosyal ve ekonomik engellerden kaynaklı olduğunun farkına varılmış ve bu eşitsizliğin ancak ve ancak hukuksal eşitsizliğin yanında siyasi, sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin de giderilmesiyle yani maddi anlamda eşitliğin de sağlanması gerektiği anlayışı yerleşmeye başlamıştır.

Türk Ticaret Kanunu esasen tacirlerin değil, ticari işletmelerin hukukudur. Ancak karma bir şekilde ticari işletmeyi ilgilendirdiği kadar tacir olmaya bağlı hükümlere de yer vermektedir.

TTK’da cinsiyete dair hiçbir şekilde bir ayrım gözetilmemiştir. Nitekim TTK’da kadın ve erkek ifadelerine hiç yer verilmemiştir. Ancak biyolojik cinsiyete dayalı herhangi bir ayrıma yer vermemiş oluşu toplumun içinde bulunduğu ataerkil yapıdan bağımsız bir şekilde kanun metninin kaleme alınmış olduğu anlamına gelmez.

Dil, en basit tanımıyla bir bildirim aracıdır. İnsanlar arasındaki ilişkilerde kullanılan jestler, mimikler, el, kol, yüz ve vücut hareketleri de toplumdan topluma az çok değişen anlatım ayrılıklarına rağmen, basit bildirim araçlarıdır.

Dil, dil bilimciler tarafından, bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının, o toplumda ses ve anlam bakımından geçerli ortak ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistem aracı olarak tanımlanmıştır. Dilde, insan varlığının toplum içindeki binlerce yıllık yaşayışının zaman süzgecinden geçerek, billurlaşmış anlam ve özü bulunabilir. Bu bakımdan, on binlerce kelime ve şekilden kurulmuş olan dil, yapı ve işleyişinin ayrıntılarına doğru inildikçe; insan, toplum, millet ve kültür varlığına hükmeden çok yönlü ve derin anlamlı bir sistem olarak karşımıza çıkar.

Kanunların yazımına ki özellikle konumuz olan TTK’nın yazımını incelediğimizde birazdan vereceğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere mesleki kalıp yargılarına bağlı olarak yine eril dil kullanılmıştır. Söz konusu hükümlerden ise bu işlerde sadece erkeklerin bulunabileceğine dair bir kanı oluşmaktadır. Örneklerimize geçecek olursak;

TTK’da 66 kez adam ifadesi geçmektedir. Adam kelimesi TDK tanımına göre ‘Erkek kişi ‘ olarak nitelendirirmektedir.

TTK mad. 18 basiretli iş adamı ve devamı maddelerde de aynı kavrama dayalı birtakım yükümlülükler dile getirilmektedir.

TTK ile yakından ilgili bir konu olan kefalet konusunda ise TBK’da şöyle bir hüküm bulunmaktadır:

TBK mad. 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; (…)

  • (Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, (…) için eşin rızası aranmaz.

Bu maddeye değinmemin sebebi ise bu maddeyi okumakla beraber çoğumuzun zihninde eş denilince akla gelenin kadın olmasıdır. Oysaki eş kavramı ne eril ne de dişidir tamamen nötr bir kavramdır. Peki neden bu maddeyi okumakla eş denilince zihnimizde kadın figürü oluştu? Bunun sebeplerinden biri elbette ki kanun koyucunun ticaret kanunu ve ilgili diğer kanunlarda atıf yapılan maddeleri eril bir dille ele almış olmasıdır. Bundan kaynaklıdır ki toplum gözünde de ticaretle uğraşan erkektir. Aynı şekilde TTK’da yapılana tacir kavramının tanımında da hiçbir şekilde ne eril ne de dişi kavramlara yer verilmiştir ancak toplumun zihninde tacir denilince erkek profili oluşmaktadır bunun sebebi de kanun koyucunun kanun metnini oluştururken eril bir dil kullanmasıdır.

Kısacası kavramlar tamamen nötr dil çerçevesinde seçilmişken kanun metnindeki dilde ise eril dil çerçevesi tercih edilmiş ve ticarette kadın görünmez hale getirilmiştir. Peki bu eril dilin tercih edilmesinin sebebi nedir diye bakacak olursak kanun koyucunun ticari hayatın düzenlemesinde erkeği rol model olarak almasından kaynaklanmaktadır.

Bu durum ise CAM TAVAN SENDROMUNU oluşturmaktadır.

Nedir bu cam tavan sendromu?

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi”ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. İşte buna “cam tavan sendromu” denir. Aynı durum insanlar için de geçerlidir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

Kadınların ise öncelikli olarak iş hayatında olmak üzere bir çok konuda hayallerinin sınırlarını oluşturan yani o görünmez cam tavanı oluşturan ve engelleri oluşturan, kadının biyolojik cinsiyeti değil tamamen toplum tarafından kadına yüklenen birtakım sorumluluklardan ibarettir. Bu duruma ise toplumsal cinsiyet rolleri diyoruz.

Bahsi geçen cam tavan sendromu veya toplum tarafından kişiye yüklenen sorumluluklar ve sorumluluklardan dolayı biyolojik cinsiyet dışında kişiye sonradan bahşedilen bu roller sadece kadınlara özgü değildir aynı şekilde erkekleri de etkilemektedir ancak bu durumun göze batar derecede  olumsuz yansımalarını kadınlarda görmekteyiz.

Kadınlar iş hayatına girseler bile yükselme şansları erkekler kadar fazla değil. Örneğin meclisteki (TBMM) kadın milletvekili oranı %17,32’dir.

Siyaset ve bürokrasi gibi karar verme mekanizmalarında da kadın oranı bir hayli düşüktür. Aynı şekilde yargılama kolunda da kadının sayısı son yıllarda artış gösterse de istenilen düzeyde maalesef ki değildir. Şirketlerde de yönetici koltuğunda çok az kadın oturuyor. Örneklere bakıldığı takdirde de anlaşıldığı üzere kadın sanki bir yere kadar yükseliyor ama yükseldiği yerden sonra “cam bir tavana” çarpıp duruyorlar ve bir adım dahi ilerleyemiyor ve bunu kabullenmek zorunda kalıyor.

Yönetici pozisyonunda çalışan kadınların, belirli bir aşamadan sonra yükselmelerini engelleyen faktörlerin toplamına da “Cam Tavan Sendromu” deniyor.

Aslında burada aynı zamanda KAFESTEKİ KUŞ SENDROMU’nu da görüyoruz. Toplumun kendisine yüklemiş olduğu bazı cinsiyetçi kavramlardan dolayı  kadınlarımız kendilerine sınır olarak konulan o demir çubukların aşılamaz ve olağan bir durum olduğunu varsaymaktadır.

Bu eşitsizliğin kadının insan hakları bakımından ortadan kaldırılması zorunluluğunun yanı sıra özele indirgendiği zaman yönetimde çeşitliliğin sosyoekonomik açıdan toplumsal boyutu da bulunmaktadır. Tüm dünyada kadınların karar verme mekanizmalarında yer almakta yaşadıkları sorunlara ilişkin farkındalığın oluşması ile ilgili bugün birçok ülkede cinsiyet kotası uygulaması hakimdir.

Peki nedir bu cinsiyet kotası?

Herhangi bir meslekte toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle yer bulamayan cinsiyetlere de yer verebilmek amacıyla getirilen kotadır. Genellikle dezavantajlı konumda olan kadın olduğu için bazı kaynaklarda kadın kotası olarak da geçmektedir.

Çıkış noktası eşitlik ilkesinin gerçek anlamda sağlanabilmesi için ayrımcılık yasağı ile pozitif ayrımcılığın beraber kullanılması gerektiği kanısıdır.

Kadınlara yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri kadının birçok iş alanında olduğu gibi ticarette de yer alamaması, ticaretin “erkekleştirilmesi” ve sadece erkeler tarafından yapılabileceği inancı kadınların önündeki en büyük engellerdendir. Tam da bu noktada cinsiyet kotası kadın ve erkelerin ticarette ayni koşullarda yarışa başlamasını sağlamak için önemli bir adım denilebilir. Yani kadınların da ticarette görünür olabilmeleri için ve sosyal olarak dayatılan toplumsal cinsiyet rolleri dışında kadınlarında ticarette aktif görev alabilmeleri için kota önemli bir araçtır diyebiliriz.

TTK’nın 6.kitabı sigorta hukukudur. Sigortalar sosyal ve özel sigortalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Türk hukukunda özel sigortaların çoğu TTK’da düzenlenmektedir. Çok genel bir şekilde kaleme alınan kanun maddelerinden cinsiyetçi tabirlere yer verilmemiş olsa da uygulamada sigortaların oluşumunda toplumsal cinsiyet rollerinin ve biyolojik cinsiyetten kaynaklı birtakım düzenlemelerle karşılaşılmaktadır. Örneğin sigorta ürünlerinin oluşturulurken kadın ve erkeklere farklı ürün ve içeriklerin hazırlanması tamamen toplumsal cinsiyet rolleri doğrultusunda oluşan bir husustur. Bunun en açık örneği PRENSES KASKO’dur.

Sonuç

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, insan hakları sorunu olmasının yanı sıra toplumsal ekonomik gelişimin de önemli bir unsurudur.

Ticaret hukuku açısından toplumsal cinsiyet kavramını incelediğimiz zaman, toplumsal cinsiyetin kişilere yüklediği rollerin aslında kanun maddelerinden kaynaklanmadığını ancak yine de bazı kavramların daha nötr kavramlarla değiştirilmesinin daha isabetli olacağı açıktır. Buna kanunda yer alam adam ifadesinin değiştirilmesiyle başlanabilir.

Kadının ticaret hukuku kavramlarıyla pek de özdeşleştirelememesinin asıl sebebinin kanun koyucunun kanun metnini oluştururken rol model olarak erkeği alarak kanun maddelerini oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Bundan dolayıdır ki bazı maddeler hariç TTK cinsiyet körü bir kanun olmasına rağmen toplumsal algılama olarak erkeği göz önüne getiren bir kanundur diyebiliriz.

Bu hususun önüne geçmek için ise ilk olarak toplumsal algılamayı değiştirmek gelmektedir ki bunun içinde yapılan cinsiyet kotaları güzel çalışmalar olsa bile yeterli olamamaktadır çünkü cinsiyet kotası uygulamak da kadınların üzerinde yer alan cam tavanı çatlatsa bile kıramamaktadır. Bundan dolayıdır ki ilk olarak kadınların üzerinde yer alan cam tavanı kıracak uygulamalar ile bu algıyı ortadan kaldırmak daha isabetli olacaktır. Buna kanun metinleri yazarken erkeği rol model alarak değil de insanı rol model alarak başlanılabilir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Basılı Kaynaklar

Çağla ERDOĞAN, “İş Hukuku ve Toplumsal Cinsiyet”, Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları içinde, Seçkin Yayınları, Ankara, Mayıs 2018.

Damla SONGUR, “Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Perspektifinden Ticaret Hukuku ve Uygulamasına Genel Bakış”, Hukuk ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları içinde, Seçkin Yayınları, Ankara, Mayıs 2018.

Gülriz UYGUR, “Toplumsal Cinsiyet ve Adalet: Hukuk Adaletsizdir”, Ankara Barosu Dergisi, 2015, sayı: 4, s. 121-132.

Gülriz UYGUR, “Hukuk”, Toplumsal Sosyolojisi içinde, Anadolu Üniversitesi Yayını, Eskişehir 2011.

Sabih ARKAN, Ticari İşletme Hukuku, BTHAE, Ankara, 2019.

İnternet Kaynakları

https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/milletvekillerimiz_sd.dagilim (Erişim Tarihi : 16.11.2019)

https://dunyalilar.org/kadinlarin-uzerindeki-bir-sorun-cam-tavan-sendromu.html/ (Erişim Tarihi : 16.11.2019)

https://www.sigortam.net/kasko-sigortasi/ray-sigorta-prenses-kasko (Erişim Tarihi : 16.11.2019)

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir