THE TWO POPES: İki Papa

The Two Popes FernandoMeirelles yönetmenliğinde çekilmiş bir biyografik dram filmidir. Gerçek bir hikâyeden esinlenmiştir. Anthony McCarten’in aynı isimli kitabına dayanmaktadır.

Filmin yönetmeni Fernando Meirelles, belki de Francis’in sosyal adalet savaşçısı olarak tanınması, fakirlerin durumunu uzun zamandır savunan ve Papa’nın iklim değişikliği, mülteciler ve hatta hayvan refahı konularında aydınlanmış pozisyonları benimsediği konuya ilgi duyduğu için böyle bir film çekti. Kendisi de Katolik olan yönetmen Fernando Meirelle dünya çapında tanınan işi Cidade de Deus Tanrıkent (2002) ile hatırlayabiliriz.

Meirelles; çoğu sinemaseverin haberlerde duyduğu isimler ve belki seçim ritüelleri hariç hakkında pek bilgisi olmadığı, “imaj tazelemeye” uğraşan Katolik Kilisesi’nin yüksek duvarlarının ardını, öyle veya böyle, sürükleyici kurgusu ve yalın anlatımıyla göstermek istemiş olabilir bu filmle The Two Popes konusuna değinecek olursak filmde Papalık unvanının sahibi son iki kişiyi, 16. Benedict (Anthony Hopkins) ile Francis’i merkeze alıyor ve Katolik Kilisesi etrafındaki gerçek olayları irdeliyor bu iki kişi üzerinden.  2010’ların medyada da büyük yankı uyandıran seremonisi ve yeni Papa’nın başta Katolik cemaatine etkisi olmak üzere dini ve siyasal yönden bulunduğu konum filmin temel taşlarını oluşturuyor. Kilise’nin muhafazakâr tarafında gücünü gösteren Papa Benedict, fikren ve uygulama anlamında Papa Francis’le oldukça zıt noktalarda bulunuyorlar.

Francis’in sorgulayıcı tavrı ve Katolik inancına getirdiği bakış, geçmişin, günahların, suçların ve merhametin yolunu daha çok derinleştirme derdindeyken, Benedict yenilik getirebilecek yorumlara oldukça kapalı bir tutum içinde ve iktidarda olma pozisyonunun ayrıcalığında yoluna devam etmek istiyor. Meirelles’ in yönetmenliği de bu ikiliğin ortaya çıkardığı tezadı açıklama derdinde. Açılışını 2005 yılında 2. John Paul’un ölümüyle ve yerine Benedict’in seçildiği ritüelle yapan belgesel-filmin konusu, bir yandan o tarihten Benedict’in istifasına kadar yaşananlara, bir yandan da Francis’in geçmişine dayandırılıyor.

Alman vatandaşı Ratzinger’in (16.Benedict) Papalığı sırasında; gençliğindeki Nazi bağlantısı, Kilise’nin bugünün dünyasına duyarsızlığından kaynaklı inanan sayısındaki düşüş ve özellikle onlarca yıldır süren cinsel istismar vakalarını hasıraltı etme çabaları gibi ciddi meseleler artık ötelenemez olmuş. Bunlar yaşanırken Kardinal Bergoglio (Francis) Kilise ile görüş ayrılığını öne sürerek emekliliğini istiyor, fakat 16. Benedict kendisinin ve Papalığın itibarını korumak için onayını gerektiren bu talebi başta kabul etmiyor. Mektupları yanıtsız kalan Bergoglio, artık Roma’ya gitmeyi kafasına koymuş biletini almışken Vatikan’dan ona sürpriz çağrı geliyor! İlk karşılaşmaları soğuk geçiyor ancak Benedict’in tenkitleri zamanla azalıyor, bu ziyaret sayesinde kendi istifasına hazırladığı zeminin değiştiğini anlıyoruz. Francis’in ve Benedict’in içinde bulundukları iktidar düzeni bir taraftan da inancın temelleriyle ilgili ipuçları taşırken, ikisinin bulundukları konum tam da inancın nasıl oluştuğuyla ve bu sistemin içinde beliren sorunlarla karşımıza çıkıyor.

O yüzden de tarihsel süreci hazırlarken yarattığı bu anlatı karmaşası iki Papa’nın da hikâyesine bir katkı sağlayamıyor. Bununla birlikte Papa Benedict ve Papa Francis’in istifa süreci üzerine yaptıkları konuşmalar filmin asıl noktasına işaret eder hâlde. Geçmişin günahlarından sıyrılıp, herkese ulaşmayı amaç edinen Francis’in hikâyesi de burada oldukça önemli ve kritik. Kendi ülkesinin dikta rejiminde kendince bir taraf seçmiş olan Francis’in cesur davranmayarak ezilenlere sırt çevirdiği ve bunu acısını hayatı boyunca yaşadığı, iki Papa’nın görevlerini nasıl biçimlendirmeleri gerektiği yönünde bir belirleyici oluyor film ilerledikçe.

Lâkin burada Papa Francis’in belirttiği ama sonrasında filmin tam tersi bir bakış sergilediği kritik bir nokta var. Francis, henüz Papa olmazdan evvel Papa Benedict’le yaptığı konuşmada kilisenin günahlarından bahsediyor. Ve bu sırada Kilise ’deki çoğu papazın dâhil olduğu çocuk istismarlarından söz açıyor. Hiçe saydıkları, travmalarıyla baş başa bıraktıkları çocuklara ve sadece görev yerlerini değiştirdikleri, bunun dışında hiçbir yaptırım uygulamadıkları din adamlarına nasıl yaklaştıklarını açıklarken, suçlunun günah çıkarmayla temize çekilebildiğini ama bu tramvayı yaşayanları asla düşünmediklerini söylüyor Papa Benedict’e. Bu, Kilise içinde aksayan tüm noktaların altını çizen kritik bir konuşma.

Çünkü geçmişe sünger çekmek bu sistem içinde sadece tek taraflı işliyor ve bu taraf da zarar verenleri aklamaktan başka hiçbir sorumluluk almıyor. Tam da bunun karşısında tavır takınacağını anladığımız, kendisinin de bunu dile getirdiğini gördüğümüz Francis’in kendi hikâyesini dinledikten sonra filmin bakışı da birdenbire değişiyor. Geçmişteki günahlardan yine sistem içinde arınmaya göz yuman yönetmenlik, bu günahların ardından birleştirici gücü sanki hiç böyle bir iktidar mekanizmasına ait değillermiş gibi iki adamın dostluğuna çeviriyor. Güle oynaya, ağlaya ağlaya devir teslimlerini gerçekleştiren Papa’lar zamanında verdikleri kararların yıkıcı etkilerinin üzerine bir örtü çekerek, mutlu ve eğlenceli yarınlara ortak etmeye çalışıyorlar izleyicileri de. Yani kilise yapmış olduğu olayları örtbas ederek kalıyor ve hiçbir şekilde ceza almıyor.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir