Tarım ve Tohum

“İnsan, varoluşundan itibaren tüketim ve hayatını idame ettirme üzerine kurulmuş bir çarkın içerisindedir. Bu çarkı döndüren dişlilerden en önemlisi de; doğal olarak akla ilk gelmesi gereken “tarım”.

Tohumdan Fidana…

Tarım, tarihin yazıldığı ilk günden itibaren güçlü toplumların en stratejik silahı olmuştur. M.Ö yüzyıllardan kalan ve antik çağlardan bulunan kalıntılarda birçok savaşın bu sebepten ya da dolaylı yoldan bu kapıya çıkan etmenlerden meydana geldiğini söylemek mümkün. Zira bir çok kralın ve tarih sahnesine imza atmış kişiliklerin mezarlarında bulunan tohumlar belki de o günkü inanışa göre sonsuzluğa bırakılacak en etkili ve anlamlı miras olacaktı.

Gelişmiş toplumun temeli nerede yatar gelin bir bakalım.  Yakın tarihimizde Hollanda…” gibi gibi vs. Bu tarz süslü ve tarih bilgisini köpürterek siz değerli okurlarımızın:

-Yahu nereye geldik? Tarih okuyacak olsak açar ansiklopedi tozu yutardık.

tarzında serzenişlerini duyar gibiyim. Bu tarz yorumları herkesin yaptığı ve artık ilgi noktası olmadığını Marco Paşa da dahil olmak üzere birçok dert babası defalarca kez dinlemiştir.

Konuya özgün bir yorum getirelim…

“Biz kimiz ve bu konuda ne yapıyoruz?”

Biz aslında Ötüken yaylarından bu yana konar göçer yaşamış aynı zamanda at sırtında avlanarak sürüklene sürüklene Anadolu’nun kapılarını adeta kırıp girerek sonsuza kadar bu toprakları kendine yurt bilmiş, “ulan burası da tam müteahite verilecek arsaymış, dur ben bu kupon yeri kaçırmayayım” deyip tarihin tam ortasında kavimler göçünün kervanı buralardan geçerken Anglosaksonların “ güzel yerler ama yol devam ediyor sonunda ne var bakalım olmadı göbekten döner geliriz” dediği ve gittikleri gurbet elleri bir bir gecekondu usulü parselledikleri Avrupa’da anca evi düzüp gözleri Anadolu’ya çevirdikleri sırada bizim atalarımızın çoktan değirmende buğday öğütürken bulduğu bir milletin çocuklarıyız.

Konargöçeriz dediysek yerleşik hayatı da benimsemeyecek bir yapımız yokmuş aslında. Çabuk uyum sağlayıp avcılık meziyetini fetihler üzerinden insan avlayarak pekiştirmiş hışman buğday ekmeğine soğanı katık edip yemişiz. Öyle ki Mısır uygarlığının kıtlık korkusuyla yüz yıllık tahılı ambarlarında çürütmesi istifçiliğin ve elinde patlamanın bir numaralı örneğiyken biz tarımı nasıl çeşitlendirebiliriz çabasına girmişiz. Bundan mütevellit ki Türk mutfağının yarısı et ağırlıklı avcılıktan gelirse de diğer yarısı da ekip biçip kaldırdığı mahsulden ne çeşit çıkarabilirim kaygısına giren çeşnicibaşlarının alın teriyle sulanmıştır.

Peki bu günkü yerimiz neresi tarımda?

Açık konuşmak gerekirse bu kadar tarih sahnesini film şeridi gibi geçirdik dağarcığınızdan; kâh gururlandık, gerekse gururlandık, bilhassa koltuklarımız kabarırcasına gururlandık, sonuç olarak çokça gururlandık ama nerde yanlış yaptık?

Toz pembe düzen sürüp gitmedi hani o gecekondu tayfa Avrupalılar değirmene çomak soktu adeta.  İlk önce İpek Yolu ve Baharat Yolunun önemini ortadan kaldırdılar, sonra sanayi devrimi yaptılar ve “bunlar fazla rahat usta, İstanbul’u da kaptırmış bizim enişteler, bizim acilen bi iş çıkarmamız lazım” dedikleri katedrallerinden teknik ve mühendisliği bizden öğrenip üzerine kafa yorup makineleşmeyi bizlerden önce reklam etmeleriyle başladı. Bizler orakla ekin işlerken onlar delikli demire geçti, buhar makinesini çıkardı sonra ekini makineye biçtirdi. Benim her bir tanesini tek tek sevgiyle toprağa soktuğumun filizini elin Conisi makineyle biçti. Benim aylarca uğraşıp diktiğimi bir saatte biçip eline sütünü aldı baktı olmuyor buna bide çay doldurdu oldu size sütlü çay.

Ondan sonra ne mi oldu? “Abi adamlar yapıyo yav…”

Bitti mi bitmedi, baktı; dere var, su var, güneş var, rüzgar var, envai çeşit bitki türü var… Ee bu toprak verimliiii…

Gelip o giderken göz koyduğu toprağı bizden almak istediler. İstediler istediler de hem birbirlerine düştüler, hem de güneşler içinden çıkıp gelen sarı saçlı, mavi gözlünün aklına yenik düştüler. İşte o sarı saçlı, mavi gözlü de “en kuru” denilen yere getirdi çiftlik açtı, tarımı nasıl geliştiririz diye politikalar yürüttü vesselam.

Gündemimizdeki virüs ve karantinaya kısılı kalmamızı da göz önünde bulundurursak Mısırlıların yaptıkları doğruydu dedirtti, kendi ürettiklerini depola ve geleceğe yatırım yap!

Ama bunu doğru yöntemle üret ve doğru yöntemle depola. Bu toprakların kendine has yerli tohumunu ek, askerine ayran dolduran o ananın nasırlı elleri gibi çatlayan toprağına suyunu; ilaca kimyasala da paranı boşa akıtma, doğal tozlaşmayı yok etme, yörenin gerektirdiği şekliyle verimini arttır, hasadında komşunla birlik ol gücünü doğru şekilde kullan ve çuvalı sırtına değil römorka yükle, ambarına götür rutubetten ve haşerattan muhafaza et. Bu liste daha çok dallandırılır ama deden sağ ise ona sor bunları gözü kapalı olarak yapar. Sen de bunların sebebini araştır ve öğret, üzerine kafa yor, yeni yollar geliştir. Arsanı da müteahite değil ziraate emanet et. Gör bak süper güç sen olacaksın.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir