TARİHİN BÜYÜK YALANLARI

Richard Shenkman’ın ‘‘İnsanlık Tarihinde Büyük Yalanlar’’ kitabından derlediğimiz bu yazıda okuyacaklarınız aslında tarihten öğrendiğiniz, doğru bildiğiniz şeylerin yalanlardan oluştuğunu sizlere göstererek, soğuk bir duş etkisi yaratacak. Hazırsanız başlayalım 🙂

-TRUVA SAVAŞI

Truva efsanesinde bir Truva savaşından söz edilir ama aslında bilindiği kadarıyla böyle bir savaş olmamıştır. Aynı zamanda Truva atı hikayesini doğrulayan bir kanıt da bulunmamaktadır. Truva kazılarında ortaya çıkan binlerce nesne arasında maalesef ki büyük bir tahta atın varlığını kanıtlayabilecek bir şey yoktur. Kısacası yıllardır sadece bir efsaneye inanmaktayız.

-SEZAR

Sezaryen ameliyatının adının Sezar’dan aldığı doğru değildir. Sezeryan Latince ceadere’den gelir anlamı ise ‘kesmek’dir. Sezar’ın, sezaryen ameliyatla doğup doğmadığı herhalde kimseyi ilgilendirmez. Kaldı ki o dönemde bu tür ameliyatların yapılıp yapılmadığı da kesin olarak bilinmemektedir.

Bu arada herkesin sevdiği Sezar salataya ismini veren de tarihten bildiğimiz Jül Sezar değildir. İlla bir şeye adını verecek olsa bu salata olmazdı sanırım. Kimin verdiğini merak edecek olursanız Caesar Cardini adında bir aşçı.

Yine Sezar’la ilgili bir diğer bilgi ise hemen hemen herkesin Sezar’ı imparator olarak bilmesi. Bu bilgi de yanlıştır. Roma o dönemler Avupa’nın yarısını fethetmiş olsa bile, Romalı liderlere ancak bir kuşak sonra imparator unvanı verilmiştir.

Son olarak kendisi ölürken ‘‘Sen de mi Brutus?’’ dememiştir. Shakespeare bir yana, Sezar ölürken, ‘‘Ve sen, Brutus, oğlum!’’ demiştir. (Sezar Brutus’un oğlu olduğuna inanıyordu. Brutus’un annesiyle yirmi yıllık bir ilişkisi olmuştur.)

KLEOPATRA

Kleopatra Mısırlı değildi. Yunanlıydı. Ailesinin üç yüz yıldan beri Mısır’da yaşamasından ötürü bizler onu Mısırlı olarak görsek de, Mısırlılar için Yunanlıydı.

B. Pascal, Kleopatra’nın burnunun daha kısa olması halinde dünya tarihinin farklı olacağını söylemiştir ama o da yanılmıştır. Kleopatra Sezar ile Antonius’u güzelliği ile değil, sevimliliği ve aklı ile avucuna almıştı. Hangi dönemin ölçüleriyle bakılırsa bakılsın, çok güzel olduğu söylenilemez. Antonius’un şerefine döktürttüğü Roma sikkelerinde gördüğümüz kadarıyla da kendisi bir Elizabeth Taylor değil.

YÜZYIL  SAVAŞLARI

Savaşlar tam olarak yüz yıl sürmüş değildir. Resmi olarak yüz on altı yıl sürmüştür (1337-1453). Ayrıca yüz on altı yıl boyunca sürekli savaşmamışlardır. Taraflar savaşı kestiklerini resmen ilan etmeden yıllar önce savaşı bırakmışlardı. Ancak savaşı sonlandırmak için ne kadar geç antlaşma imzalanırsa savaşın neden çıktığı da o kadar çok unutulacağından imzalanma gecikmiştir.

MAGNA KARTA

Magna Karta gerçekten de şaşırtıcı bir belgedir. Bazıları için ‘‘Amerikalıların özgürlüğünün’’ kaynağı olarak  görülen bu belge gerçekten de öyle midir? Pek sayılmaz. Belgede yer alan en önemli hak, insanın jüri tarafından yargılanma hakkıdır. Ancak işin püf noktası vardır: Magna Karta’daki yeni haklardan ancak özgür insanlar yararlanabilirdi ve Magna Karta’nın imzalandığı 1215’te İngilizlerin çok azı özgürdü, altıda beşi serflerden (derebeylik düzeninde toprakla birlikte alınıp satılabilen köle.) oluşmaktaydı. Peki, Magna Karta’dan kim yararlanmıştır? İngiltere’nin baronları. Bu belgedeki bütün haklar baronların kendilerini korumak için kraldan kazandıkları haklardır. Kısacası Magna Karta sıradan bir İngiliz için tek bir yeni hak bile getirmemiştir. Halbuki bizlere hep bu şekilde öğretilmişti :/

İSKOÇ ETEKLERİ

İskoçya hakkındaki yanılgılardan biri, İskoçların hep kareli etek giydikleridir. İskoçlar ‘‘geleneksel’’ kareli eteği ancak on sekizinci yüzyılda giymişlerdir. Bundan öncesinde kareli kumaş kullanırlardı ama etek giymezlerdi. Etek, Thomas Rawlinson adında bir İngiliz tarafından, sıradan bir İskoçyalının pantolon alacak parası olmamasından ötürü icat edilmiştir. Etek 1746’da İngilizler tarafından yasaklanmıştır. Bu tarihten önce işçi sınıfı tarafından giyildiğinden ötürü üst sınıflar bunları giymezdi yani İskoçlar tarafından çok önemli değildi. Sonra 1746 yasağı geldi. Doğal olarak etek yasaklanır yasaklanmaz herkes giymek istedi. Ve o önemsiz etek bir gece içinde İskoç milletinin çok saygı gören milli giyeceği oldu. Ne diyelim farklı bir hava yarattığı ve akılda kalıcılığı sebebiyle iyi ki de olmuş.

MARİE ANTOİNETTE

Marie Antoinette, çoğumuz tarafından ‘‘ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler’’ sözüyle tanınan Fransa Kraliçesi. Ama size şaşırtıcı bir haberimiz var bu sözü Marie Antoinette söylememiştir. Kadının yıllardır günahını almışız. Gerçekte, ekmek kıtlığından haberi olduğunda şöyle bir not almıştır; ‘‘Kendi bahtsızlıklarına rağmen bizlere böylesine iyi davranan bu insanları gördükçe, onların mutluluğu için kesinlikle daha sıkı çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu gerçeği kral da görmektedir.’’ Peki kim bu sözün kaynağı? Araştırmacılar bu sözün kaynağını bulmak için çok uzun zaman çalışmışlar ve sonunda biri J.J.Rousseau’nun İtiraflar kitabının tamamını okumayı akıl etmiş ve J.J.Rousseau’nun bu sözleri ‘‘genç bir prenses’’ tarafından söylendiğini, yazmış olduğunu saptamıştır.

VOLTAİRE

Voltaire’nin ‘‘Söylediğinizi onaylamıyorum, ama bunu söyleme hakkınızı ölene kadar savunacağım’’ sözünü birçoğumuz biliyoruz değil mi? Peki size bu sözün sahibi Voltaire değil desek. Bu söz yirmici yüzyıl uydurmasıdır. Uyduran da 1907’de basılan bir kitabında bunu yazan Beatrice Hall’dur. B. Hall bu sözleri Voltaire’nin söylediğini değil, böyle bir söyleyebileceğini yazmıştır ama kimse bu detayı pek önemsememiştir. Tabii söz kimin olursa olsun anlamının güzelliği inkar edilemez.

KRAL ARTHUR

Kral Arthur’un ne zaman doğduğu, nerede yaşadığı, kiminle evli olduğu, ne zaman yaşadığı bilinmemektedir. Bunun sebebi ise, Arthur’un asla yaşamamış olmasıdır. Aslında Arthur, Britanya mitolojisindeki efsanevi Camelot Kralıdır.

DRACULA

Dracula gerçek bir insandır. Bram Stoke onu hayalinden uydurmamıştır. Kuşkusuz gerçek Dracula gündüzleri karanlık bir tabut içinde uyumazdı ve kan emerek canlılığını korumazdı. Ama Transilvanya’da bir şatoda yaşamış ve düşmanlarını işkenceyle öldürmüştür. Kendisinin gerçek adı Vlad Tepeş’dir. Dracula arkaşlarının ona verdiği bir addır.

NOEL BABA

Noel Baba aziz değildir. Katolik Kilisesi 1969’da azizliğini geri almıştır. Ayrıca sevimli yaşlı bir adama dönüşmüştür ama eski Avrupa’da hiç de öyle değildi. O zamanlar kötü çocukları şeytana teslim ederdi ve armağan dağıtmazdı. Görünüş olarak da ne kırmızı elbisesi vardı ne de beyaz sakalı. Ren geyikleri ve bacadan içeri girmesi de çok sonralarıdır. Gerçekte Noel Baba’nın var olup olmadığı ise kesin olarak bilinmemektedir. Ama Noel Baba ,var olsun ya da olmasın veya geçmişte ne olursa olsun şimdiki haliyle bizim çocukluğumuzu neşelendiren tontiş dedemiz.

I.DÜNYA SAVAŞI

I.Dünya Savaşı aslında birinci dünya savaşı değildir. Tarihçi T. Bailey’e göre en az dokuz dünya savaşı olmuştur ve onun hesaplarına göre Birinci Dünya Savaşı aslında sekizinci dünya savaşıdır.

I.Dünya Savaşı uçağın kullanıldığı ilk savaş olarak bilinse de bu doğru değildir. İlk uçak 1912’de Meksika ihtilali’nde kullanılmıştır. I.Dünya Savaşı ise 1914’de başlamıştır.

I.Dünya Savaşı’nın ünlü ilklerinden biri de kimyasal silahların kullanıldığı ilk savaş olduğudur. İnsanlar buna o zaman inandığı gibi şimdi bizler de buna inanıyoruz ama bu gerçek değildir. Gerçekte kimyasal savaşın çok eski bir geçmişi vardır. Büyük İskender’in ordusu düşmana kireç atardı. Barbary korsanları, öldürücü bir gaz elde etmek için uyuşturucu yakarlardı. İspanyollar ise 17. Yüzyılda kanla dolu sis bombaları kullanmıştır. I.Dünya savaşı ile ilgili gerçekler, gerçekten de şaşırtıcı değil mi?

Okuduğunuz üzere tarih bizlere her zaman gerçekleri sunmuyor. Tabi biraz araştırmayla gerçeklere ulaşmamız çoğu zaman mümkün. Bu sebeple tarihle ilgili her duyduğumuza ve okuduğumuza inanmayıp farklı kaynaklardan araştırma yapmak en akıllıcası 🙂

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir