Koronavirüs Salgını Sırasında Köyde Olmak

Cumhurbaşkanlığının koronavirüs dolayısıyla aldığı eğitim-öğretimi üç hafta durdurma kararından sonra memlekete gitmemeye, bu süreyi Ankara’da ki evimde geçirmeye karar verdim. Fakat bir hafta geçtikten sonra işler iyice sarpa sarmaya başladı. Şehirler arası ulaşım durdurulacak dedikodularından dolayı, biraz da ailemin baskısıyla otobüse bindim ve Kastamonu’ya geldim. Dedikoduların haklılık payı varmış ki bir süre sonra MEB ve YÖK bu dönemin kapatıldığını örgün öğretim yoluyla ders işlenmeyeceğini açıkladı. Yaklaşık bir buçuk aydır köyde yaşıyorum. Arkadaşlarımdan aldığım tepki genellikle bu süreçte en şanslımız sensin, hiçbir şey yapamasan çıkar bir hava alırsın, biz dışarıya hasret kaldık gibi tepkiler alıyorum.

Salgın günlerini şehirde geçirenler için hayat oldukça zor bir hal almış durumda anladığım kadarıyla. Özellikle büyükşehir sakinleri için… Uzmanlar bu sürecin psikoloji ve sağlık üzerindeki etkilerini her mecrada dile getiriyorlar. Bu konularda fikir vermek veya bir şeyler anlatmak benim haddim değil. Bunlardan bahsetmeyeceğim. Ben size bu süreci kentte geçirmek ile köyde geçirmek arasındaki farklardan ve kentte yaşayanlar ile köyde yaşayanların karantina algısı arasındaki farklardan bahsedeceğim.

Koronavirüs Salgınında Köyde Olmanın Güzel Yanları

Burası Kastamonu’nun Araç İlçesinde yaklaşık 100 kişilik bir köy. Köyde insanların yan yana gelebileceği restoran, cafe, kahvehane gibi mekanlar yok. Nüfus bu kadar az olunca sosyal izolasyonu sağlamak kentte olduğu kadar zor olmuyor tahmin edeceğiniz gibi. O yüzden insanlar kendilerini eve kapatmış durumda değil. Zaten kapatmanın anlamı da yok çünkü istemedikçe kimse kimseyle yakınlaşmaz.

Virüsün bulaşabileceği gibi bir yakınlaşma ancak misafirliğe gidip gelinmesi ile mümkün. Zaten kendimizi eve kapatmak gibi bir lüksümüz de yok. Çünkü rutin işlerin devam etmesi şart. Bizim işlerimizin de devam etmesi şarttı ama kimse gidemiyor sizin işiniz daha mı önemli diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu zorunluluğu işlerin önem derecesi değil getirmiyor. Bu zorunluluğu getiren şey insanların hayvancılıkla uğraşıyor olması. Uğraştığın işin temelinde canlılar olunca her sabah ve akşam ahıra gitmek zorunda kalıyorsun. Gitmemenin de anlamı yok zaten ahırda virüs bulaştıracak hiçbir şey de yok. Psikolojik olarak şehirde yaşayanlardan çok daha iyi durumda olduğumuzu söyleyebilirim. Sabah uyanıyorum, kahvaltımı yaptıktan sonra dışarı çıkıyorum ve günün neredeyse tamamı dışarı da geçiyor. İşlerden dolayı sıkılmama fırsat bile kalmıyor.

[ilgiliMakale icerik_id=”1260″]

Koronavirüs Salgınında Köyde Olmanın Pekte Güzel Olmayan Tarafı

En büyük sorun bahçede yetişmeyen gıdaların temini olarak çıkıyor karşımıza. Valiliğin yayınladığı genelgeden dolayı köylere giriş ve çıkış yapmak yaklaşık bir aydır yasak. Zaten köyde bazı ihtiyaçların giderilmesi şehre göre oldukça zordu. Kilometrelerce yol gitmek gerekiyordu. Şu an iyice zorlaşmış durumda.

Salgından Sonrası için Bir Tahmin

 

Kastamonu’dan İstanbul’a göçmüş 1 milyon kişinin olduğu söyleniyordu. Karantina süreci ciddiye bindiği zaman Kastamonu’daki köylerine akın ettiler. Bu salgın bittikten sonra bir tık da olsa köyden kente göçün yavaşlayacağını düşünüyorum. İnsanlar kentin cazibesine kapılıp kentlere akın akın göç ettiler, etmeye de devam ediyorlardı. Fakat ortaya çıktı ki bu kadar bir arada ve kalabalık yaşamın düşünülmeyen bazı tehlikeli yönleri de var. Yaşam güvencesinin olmadığı yerde başka özelliklerin önemi de azalıyor. Belki bu süreci kentten köyüne gelerek geçirmeyi tercih edenlerin bir köyde de yaşanılabilir olduğunu fark edip geri dönmeyecekler ne dersiniz?

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir