İSTEMESEK DE YALNIZIZ

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler. ORHAN VELİ KANIK

Kâğıttan yapılmış bir gemiyi andıran hayatlarımız var. Uçsuz bucaksız okyanuslarda yüzdürmeye çalıştığımız. Ve bir de yalnızlığımız var, kimi zaman gözlerimizden sıvılaşıp akan, bazen gemileri batırabilen.

Uçsuz bucaksız okyanuslar değil de gözlerimizden akan bu yalnızlık oluyor, gemilerin dibe inme sebebi.

Peki, bu yalnızlık nedir? Dünya bu kadar kalabalıkken, nasıl kendi gemimizdeki yalnızlıkta boğuluyoruz?

Bunca insan yalnızken neden bunca insan hala yalnız? Yalnız olmayı biz mi tercih ediyoruz? Peki, korkmuyor muyuz yalnızlıktan?

Yaşamak, labirent gibi bir şey birden fazla yol var ama sadece birisi doğru. Mühim olan doğru yolu seçmek mutluluğa ulaşmak, hayatın anlamını kavrayabilmek için. Biz de hangi yoldan gitmek istediğimize hiçbir zaman karar veremeyenleriz. Belki de karar vermek istemeyenleriz.

Gideceğimiz yol o kadar büyük ki bizden hatta ölümden bile büyük işte bundan dolayı seçmek istemedik daha doğrusu seçmek cesaret isterdi biz de cesaret edemedik. Bu yüzden hep durduk. Bekledik. Birinin bizi alıp, doğru yoldan götürmesi için ama yanlış yolda yürümenin, doğru yolda durmaktan daha iyi olduğunu hiçbir zaman bilemedik. Sonuçta yanlış sanılan yol bir anda doğru yolun kapılarını açabilirdi bize fark edemedik.

Daha okyanusa yeni açılmışken kağıttan gemilerimizle yorulduk. Kürek çekmek güç geldi her zaman, üşendik. Rüzgar bizi gideceğimiz yere götürsün dedik, hep hazıra konmak istedik. Ama rüzgarı arkamıza alacak kadar bile güç sarf etmedik. Sonra da gücümüzün olmadığına inandırdık hep kendimizi.

Mutluluğun başka kalplerde olduğuna inandık. Kendimizi mutlu olabileceğimize inandıramadık. Bu yüzden başkalarını mutlu olduğumuza inandırmaya çalıştık. Daha kolay geldi bize açıkçası mutluluk rolleri çünkü mutlu olabileceğimiz inancını yok etmiş doğru yolu bulmada kullanabileceğimiz son pusulayı da bozmuştuk. Kısacası hep oyunculuk yaptık. Topluma ayak uyduramadığımızı düşünüp gerçek kimliğimizden nefret ettik.

Konuşmaktansa susmayı tercih ettik. Çünkü konuşursak eğer, kimsenin bizi dinlemeyeceğini biliyorduk. Sadece dinliyormuş gibi yapıp kendi konuşma sırasının gelmesini bekleyecekti. Çünkü insanlar dinlemek için değil yakınmak içindiler adeta.

Bu yüzden susmak, konuşmaktan her zaman daha değerliydi bizim için ve hep sustuk. Belki de korktuk konuşurken kendi filmimizde yan role düşmekten veya rolümüzü kaybetmekten. Ya da herkese benzemekten korktuk.

Aynalardan korktuk hep çünkü biliyorduk ki aynalar bedenler içindi, ruhlar için değil. Bu hayattaki her şeyin dış güzellik üzerine kurulu olduğunu biliyorduk. “İç güzellik benim için her şeyden önemli” diyenler sadece kendilerine yalan söylüyorlardı. Bunun bilincindeydik. Sonuçta dışarısı harabe olan bir kentte kimse yaşamak istemezdi.

Dünya’yı ele alalım. Üzerinde yaşam olmasının tek sebebi, yaşanabilecek bir dış güzelliğe sahip olmasıydı. Evrenden gezegenlere baktığınızda; Dünya, olabildiğince mavisi ve yeşiliyle sizi cezbedecekti. Ama içerisindeki açlık, yoksulluk, savaş, ölümler dışarıdan bakan birinin umurunda olmayacaktı. Dünya ona göre hep güzeldi.

Belki birini sevebilsek kurtulabilecektik yalnızlıktan ama ondan da korktuk. Çünkü birini sevebilmek güçlü olmayı gerektirirdi. Sevip acı çekmekten korktuğumuz için güçlü olmadığımıza ve başaramayacağımıza inandırdık kendimizi. Bu yüzden birine değer vermekten hep kaçtık.

Gerçek mutluluğu filmlerden ibaret sandık oysaki filmler gerçek yaşamın yansımasıydı, geç anladık veya hiçbir zaman idrak edemedik. Ne yazık!

Hiçbirimiz melek değildik. Elbette ki herkesin hataları vardı. Geçmişte yaptığımız hatalarımızdan nefret ettik. Onlardan utandık. Yeni başlayacağımız her şeyde bu hataları tekrarlayacağımızı düşündük. Yine korktuk. Ama hatalarımızın birer tecrübe olduğunu aklımıza getiremedik.

Mutlu sonlardan korktuk içimize kapandık. Güzel başlayan her şeyin kötü biten bir sonu vardı. Oysaki bugün küçük bir çiçek solsa da yarın güneş yine doğmuştu ama biz kötü sonlara o kadar çok aşinaydık ki ya da hep korktuklarımız başımıza geldi kaldıramadık ve bir kötü sonu daha kaldıramazdık.

Biz de bu yüzden yalnızlığı tercih ettik. Yalnızlığı hayatımızın merkezine koyduk çünkü bizi bırakıp gidemezdi veya arkamızdan iş çevirmezdi. Ona güvenebilirdik.

Sizi en çok seven insan bile olsa bir gün bırakacaktır sizi. Gerek kendi isteğiyle olsun, gerekse tamamen sizden bağımsız nedenlerden dolayı olsun.

İnsanlar gider, huzur biter, elde avuçta bir şey kalmaz kimi zaman. Saat gece üçü geçmiştir. Yalnızlıktan başka sizi anlayacak hiçbir şey yoktur bu saatten sonra. Sığınabileceğimiz ve güvenebileceğimiz tek şeydir yalnızlıktır.

Yalnız kalmayı biz tercih ettik. Her zaman iyi tercihler yaptığımız söylenemez. Yalnızlıktan korkmadık mı? Elbette ki en büyük korkumuz yalnızlıktı lakin bazı acılar vardı ki yalnızlıktan ya da yalnız kalmaktan bizi daha çok korkutan.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir