ESARETİN BEDELİ – THE SHAWSHANK REDEMPTION (1994)

Frank Darabont’un senaryosunu yazdığı ve yönettiği, başrollerinde Tim Robbins ve Morgan Freeman’ın yer aldığı 1994 yapımı Amerikan dram filmidir. Film birçok ülkede farklı isimlerle vizyona girmiştir.
Finlandiya :  Rita Hayworth—The Key To Escape (Rita Hayworth—Kaçışın Anahtarı)
İsrail :  Walls Of Hope (Umudun Duvarları)
Tayvan : 1995: Fantastic (Neden fantastik bende anlamadım)
İtalya : The Wings of Freedom (Özgürlüğün Kanatları)

[ilgiliMakale icerik_id=”2093″]

Stephen King‘in different seasons adlı kitabından uyarlanan film, masumiyetini iddia etmesine rağmen karısını ve sevgilisini öldürdüğü gerekçesiyle Shawshank Cezaevi’nde yaklaşık 20 yılını geçiren bankacı Andy Dufresne’in hikayesini anlatır. Cezaevinde kaldığı süre boyunca diğer mahkûmlardan Ellis Boyd “Red” Redding ile arkadaşlık kuran Andy, cezaevi müdürünün para aklama faaliyetlerine yardım etmeye başladıktan sonra gardiyanlar tarafından korunmaya başlanır.

ABD salonlarında gişe hasılatlarında başarısız olan ve zarar eden film, her nasılsa, vizyondan kalktığında kâr etmeye başladı. Dünyanın en büyük film veritabanı olan imdb.com’da kullanıcıların oylarına göre “Tüm zamanların en iyi filmi”. Peki nedir bu filmi özel yapan?

“Rita Hayworth and The Shawshank Redemption” adlı hikaye Stephen King’in korku elementleri taşımayan üç hikayesini bir araya topladığı “Different Stories” (Farklı Hikayeler) adlı kitabındaki ilk hikayedir. Diğer ikisi bizim perdede Rob Reiner yönetmenliğinde Stand By Me (1986) adıyla izlediğimiz “The Body” ve Bryan Singer’ın çektiği “Apt Pupil”dir (1998).

Frank Darabont’un kadrosunda kadın oyuncu yoktur. Fiziksel anlamda tam aradığı tipte bir oyuncu olan Tim Robbins ve hikayedeki karakterin tek bir fiziksel özelliğini bile üzerinde taşımayan Morgan Freeman’ı başrolleri olarak belirler. Morgan Freeman’ın fiziksel açıdan RED karakteriyle uyuşmamasının sebebi Orijinal hikayede yer alan Red karakterinin normalde kızıl saçlı bir İrlandalı olmasıdır.

25 milyon dolarlık bir bütçeyle de filmini çekmeye başlar. Ancak film 35 milyon dolara tamamlanır. 1994’ün eylül ayında ABD vizyonuna giren film, gişelerde 18 milyon dolar hasılat yapar ve batar. Birçok film eleştirmeni film hakkında iyi yazılar yazmıştır halbuki. Film, 1994 Akademi ödüllerinde 7 dalda (film, erkek oyuncu-Morgan Freeman, uyarlama senaryo, görüntü, kurgu, müzik ve ses) aday olur, ama hiçbirini kazanamaz.

1995’in en çok kiralanan videosu olan film, TV satışları ve DVD sektörünün de devreye girmesiyle yıllar sonra kâra geçmeyi başarır.

Film seyretmeyi seven insanların büyük çoğunluğunun en sevdiği filmler listesinde üst sıralarda kendine yer edinen filmin bu başarısı, ev sinemasının gücünü de kanıtlayan sağlam bir örnek olmasının yanı sıra gerçekten de etkileyicidir.

Çeşitli konularda hapishaneden kaçış filmleri çekilmiştir. Bu filmler etkili insan hikayeleri barındırırlar ve çoğunda esaret altındaki insanların birey olarak ayakta duruşları, büyük zorluklara karşı ruhlarını korumaları anlatılır. “Esaretin Bedeli” de daha en başta tüm bu filmlerin koyduğu altın kuralı harfi harfine yerine getirir. Film süresinin ilk yüzde 25’lik kısmında karakterlerini tanıtır, onların gidecekleri yönü, hedeflerini belirler ve yaşanan zorluklar ve tehditler ortaya çıkarılır; ortadaki yüzde 50’lik kısmında bu amaca ulaşma çabaları ve gelişmeler gösterilirken ikinci ve son yüzde 25’lik kısmında yokuş aşağı hızlanarak iner film ve nihai amacın gerçekleştirilme safhası anlatılır.

Etkili, sade, estetik görsellik; senaryoyu besliyor, altını çiziyor, anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Görüntü kalitesi de, zamanına kıyasla oldukça yüksek. Kurgu sağlam ve diyaloglar da akıcı, inandırıcı olunca ve en önemlisi filmin bir sözü olunca bir klasik çıkıyor karşımıza.

Dönemin teknolojisi göz önüne alındığında günümüzden daha etkileyici efekt ve kamera açıları mevcut. Daha gerçekçi bir hava katan bu kamera açıları sayesinde filmin içinde hissetmemek neredeyse imkansız.

Çoğu sahnesinde bizi şaşırtan harikulade bir senaryoya sahip daha öncede bahsettiğim gibi sahnelerin hiçbirinde kopukluk olmaması seyirciyi ekrana ağlamaya yetiyor.

Hapishaneye düşmüş biri için hele ki müebbetle yargılanan biriyse kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Önünde iki seçenek vardır. Ya hızlı yaşar ya da hızlı bir şekilde ölür. Bizim karakterimizde ölüm yerine yaşamayı, yaşamak içinde umut etmeyi seçiyor.

Orijinal hikayeye göre birkaç noktasında değişiklik yapılan film ustaca tasarlanmış senaryosuyla bu durumu bizlere hiçbir şekilde yansıtmıyor aksine o değiştirilen yerine göre büyük yerine göre küçük detaylar filme olan bağlılığı inanılmaz derecede artırmaktadır.

Bu tip filmlerin taşıdığı tüm numaralara sahiptir film. Mesajını da çok sağlam olarak verir. Umudun tükendiği bir yerde bir adam umut getirir. Özellikle de Red karakterinin kurtuluşunu sağlar. Thomas Newman’ın müziği bile ‘umut’ çağrışımları içerir. Bir hapishanede geçiyor olmasına rağmen seyirciye bir terapi sunar film. Diğer ‘umudunu kaybetme’ filmlerine göre daha bilinçaltına seslenir. Bunu üç ayrı ayağın üstüne sağlamca oturtur senarist:

  1. Dinsel ve inançsal göndermeler yaparak
  2. İlahi adalet, sabreden derviş gibi klasik öykü temalarını kullanarak
  3. Sinemanın olanaklarından (senaryo, müzik, oyuncu, açı ve objektif kullanımı) ustaca faydalanarak.

Film hakkında yapılacak o kadar çok yorum var lakin spoiler vermemek için detaylara girmemi engelliyor ve filmimiz keşfedilmeyi bekleyen detaylardan oluşuyor.

Film hakkında sadece şunu söyleyebilirim, yapabileceğim belki de 1 ya da 2 daha fazla olamaz, olumsuz yorum olabilir. O da filmin son 3-4 dakikalık sahnesinin olmasına gerek olmayışıdır. Red karakteri konuyu toparlayan konuşmasının ardından bitirilmesi orijinal metne daha uygun olmakla beraber daha etkileyici olabilirdi diye düşünüyorum. Bunun haricinde sizlere sunabileceğim tek şey var oda ölmeden önce yapılması gerekenler listenizin baş taraflarına bu filmi izlemeyi ekleyebileceğinizdir.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir