Davranışçılık ve Oluşturmacılık Hakkında Birkaç Söylev

Davranışçılık, Skinner tarafından 1930’lu yıllarda geliştirilmeye başlanmıştır. Geniş bir kapsama alanına sahip olan bu yaklaşım dış etmenlerin davranışlarımızı değiştireceği görüşü yatmaktadır. Yani bir davranışı etkileyen davranışlardan biri de dış etmenlerdir. Davranışçı öğrenme 3 aşama (A-B-C) olarak ele alabiliriz. Başlangıçta davranış öncesi koşullar ardından bir davranış ve bu davranışın sonuçları olarak adlandırabiliriz. Yani oluşan sonuçlar ise davranışın tekrarlanıp tekrarlanmayacağını belirler. Bu durumda öğrenmen ikincil plandadır. Burada önemli olan çevredir yani birincil planda olan çevredir. 1950 yıllarında ise artık insan faktörü göz ardı edilmektedir. Davranışçıların temel varsayımları pozitivizmin en temel varsayımlarıyla örtüşmektedirler. Günümüzde uygulanan bir çok genelgeçer uygulamalar davranışçı paradigmanın etkisi altındadır. Okullarımızda kullandığımız müfredat da bir davranışçılığın getirdiği sistemdir. Sınıfların ayrılması bir sınıfı bitirmeden diğer sınıfa geçememek gibi birçok okul içi durum davranışçı paradigmanın izledir. Başlangıçta bahsettiğim öğrenmenim ikinci planda olması da bu durumu kapsamaktadır. Okullarınızda çevre etmeninin içerisine dahil edilmiştir. Öğretmen yetiştirme programları da bu konunun içerisine girmektedir. Programlarda öğretmen adaylarına ilk olarak ve ağırlıklı alan bilgisi dersleri verilmektedir. Pedagojik anlamda eğitim ise ikinci planda kalmaktadır.

Oluşturmacı yaklaşım ise biraz daha geniş bir görüş alanı sunmaktadır. Bireyin problemleri çözerek bilgisini oluşturduğunu düşünmektedir. Birey problemi çözerken bir bilgi edinir ve bu bilgiyi problemle berber öğrenmiş olur. Bireyler burada herhangi bir durumu her bireyin farklı görüp farklı yorumlayacağını da söylemektedir. Eğitim sistemimizde başta bahsettiğim davranışçı yaklaşım fazlasıyla görülmektedir. Birden fazla yolla oluşturmacı yaklaşımı ele alacağım. Birincisi öğretmen yetiştirme ve istihdam sorunu. Burada genel olarak sanki öğretmenlerin aldıkları ücretin arttırılması tüm sorunu çözeceği görüşü önümüze çıkmaktadır. Burada bu sorunu sadece ücretlerle çözülemeyeceği gerçeğidir. Bakıldığı zaman aynı tarz da olan başka bir durum da öğretmen yetiştirme programlarıdır. Bu programlar davranışçılıkla örtüşmektedir. Öğretmenlerin yetersizlikleri dile getirildiği zaman mesleğin kutsallığının arkasına sığınarak bu durumdan sıyrılmak istenmektedir. Yetiştirme programları oluşturmacı olmayan bir öğretmenin sınıfta oluşturmacı paradigmayı kullanması hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Bakıldığın zaman ne tarz da öğrenilirse o tarz da eğitim verilmektedir. Sistemimizde aslına bakarsak Ezilenlerin Pedagojisinde gördüğümüz onlar birer varil ve biz o varilleri doldurmaya çalışanlar olarak değil de. Bizim onları daha çok o varilleri doldurmak için yönlendirenler olmalıyız ve varillerin içlerini istediklerimizle değil onların neleri istedikleriyle doldurması daha sağlıklı olacaktır. Okulların çevreleriyle olan bağlarının kopmuş olması da bir sorundur. Günümüzde okullar eğitimin verildiği yerleri hiç andırmamaktadır. Çevre ile olan bağların sağlanması da öğrencileri daha dışa dönük ve olağan bir değişime sürükleyecektir. Başka bir konu da okul ve çevreden sonra bunları bir arada tutacak ve ilerlemeye devam edeceği aile ve ev ortamıdır. Eğer bu ortam okul ve çevre ile eş gitmezse sorunun çözülemeyeceği gerçeğidir.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir