Bakmanın Ötesinde Görmek

Sabahın erken saatlerinde serin esen rüzgar eşliğinde kendini ait hissettiği, olmaktan memnun olabileceği mekanda buldu. Gömleği üstüne yapışmıştı fakat sebebini hatırlamıyordu. Nereden ve nasıl buraya gelmişti? Esen rüzgarla beraber ve üstünün ıslak olmasından dolayı üşüyordu ve bu üşüme her geçen dakika kendi titremeye bıraktı. Kendisi için kutsal olan mekanın avlusunda bir asırdan daha uzun süredir orada duran ağaçların gölgesinde esen rüzgardan kaçmaya ve sığınmaya çalıştı. Bu iki ağaç yıllardır beraberlerdi, yılların ayıramadığı bir dostluktu bu. Esen rüzgar  yavaştan şiddetini kaybetmeye başlamıştı. Peki gömleği neden ıslanmıştı? Terden mi yoksa üstüne sular mı boşalmıştı? Bunları düşünmeye dalmıştı ki asıl konuyu kaçırmaktan korkuyordu, neden buraya gelmişti? Ne zamandır dışarıdaydı? Bu soruların cevaplarını bulmakta zorluk çekiyordu. Filmlerde izlediği durumu yaşıyordu resmen. Hafızasını zorlamaya, aklında olan soruların cevaplarını bulmaya çalıştı. Fakat şöyle bir durum var titreme bu soruların cevabını bulmayı zorlaştırıyordu. Çok ufak detaylar yakalamaya başladı ve bu detaylardan yola çıkarak bir bütünü bulmaya çalışıyordu. İşi kaybolan bazı parçalara sahip bir yap-bozu tamamlamaktan farkı yoktu. Hatırladıkları şuydu, sürekli gittiği bir mekan olan Tekil Meyhanesindeydi. Meyhane, içerisinde 10 masa olan ufak bir mekandı. Loş ışık ve anason kokusu bu anıların dağılmasının sebebi gibiydi. Hatırlamıyordu. Kimlerle beraber gitmişti? Evet, evet hatırladı, tek başına gitmişti. Neden tek başınaydı? Sürekli arkadaşlarıyla gitmesine rağmen bu sefer tek başınaydı. Biraz daha düşündü, şimdi bazı şeyler daha netti zihninde. Bu netlikle beraber dün gece hayatında ilk defa arkadaşları olmadan Tekil’in yanına gitmişti. Artık dışarıda olduğundan dolayı üşümüyordu. Titremesi geçmişti ve güneş yükselmeye başlamıştı. Isındıkça ve anasonun etkisi geçtikçe daha netleşti yaşadıkları. Neden Tekil’in yakına gittiği hakkında bir bilgisi yoktu, çünkü genelde oraya  gitmesinin sebebi kutlama ve eğlenmek amaçlıydı. Zihni açıldıkça içerisinde olduğu avlunun neresi olduğunu anımsadı. Burası sanat ve estetik dersi kapsamında araştırma için lisans zamanı geldiği Mahmut efendi köşküydü. Buraya neden gelmişti? Geldiği zaman neden kedini mesut ve bahtiyar hissetti? Burasıyla ilgili olarak aklına gelen tek şey 15 sene önce geldiği ve bir daha uğramadığıydı. Mahmut efendi köşkünün adresini bile hatırlamamasına rağmen nasıl gelmiştir? Çok fazla soru vardı aklında ama cevaplar konusunda sürekli zorluk çekiyordu. Şimdi elinde iki ipucu vardı. Birincisi Tekil’in yanı, diğeri ise Mahmut efendi köşküydü. Tekil Üniversite zamanı tanıştığı bir arkadaşıydı. Büyükbabasının kuruduğu ve üç kuşaktır aile mesleği haline getirdikleri bu meyhaneye de Tekil alıştırmıştı zaten. Üniversite zamanından beri geliyordu nereden baksanız 17 sene olmuştu. Hava git gide ısınmaya başlamıştı bile, yaz sıcaklıklarının en etkili olduğu aylardaydı. Şimdi yüzünü Mahmut efendi köşküne döndü. Aklına gelen şeyler vardı. Üniversitede araştırma için geldiğinde tanıştığı insanları hatırladı. Buraya Eylül, Melek ve İhsan ile beraber gelmişti. Daha fazla düşündüğü zaman hayatında olan insanlarla burada tanışmıştı. Eylül ile ilk kez burada göz göze gelmişti. İhsan bu grubun içerisinde ilk tanıştığı insandı, fakültede birkaç defa ayaküstü konuşmuşlardı. Derslere hep geç kaldığından dolayı Mehmet hep arka sıralara geçerdi. Bundan dolayı da pek sınıftaki insanlarla kaynaşamamıştı. Araştırma için biraz da mecburiyetten beraber gitmişlerdi. Eylül ise hoca tarafından bu araştırma grubunun başkanı seçilmişti. Gayet derslerde başarılı ve birçok konuda kendini geliştirmiş biriydi. Grup başkanlığından dolayı sürekli iletişim içerisinde olacaklardı altı ay boyunca. Bu süreçte git gide grup kendi içerisinde kaynaştı, beraber her şeyi yapmaya başlamışlardı. Bu süreç içerisinde grup kendi içerisinde bile ikiye ayrılmıştı. Eylül ile Mehmet ve İhsan ile Melek olmak üzere. Aralarındaki yakınlık giderek arttı her ikilinin de. İlk başta İhsan ve Melek baş başa yemek yemeğe sonra beraber gezmeye başladılar, ardından üçüncü ayın sonunda ilişkileri başlamış oldu. Bu süreç Eylül ile Mehmet’in arasında biraz daha uzun sürdü. Ama aralarında oluşan bağ çok farklı boyuttaydı. Hep bahsedilen elmanın iki yarısı olayının biraz daha uç noktalarına değinmişlerdi. Araştırma konularında sınıflarının en iyisi durumundaydılar ve baya memnun kalmıştı hocaları. Süreç bittikten sonra ilişkileri daha üst seviyelere ulaşmıştı ve bu durumda 4 yılın sonunda ikisi de bölümlerinden iyi derece ile mezun oldular. Artık aynı evi paylaşıp beraber birçok sorunun üstesinden geliyorlardı. Eylül ve Mehmet farklı şirketlerde işlerine başlamışlardı ve ikisi de kendi işlerinde parmakla gösterilen insanlardan olmuşlardı. Üniversite yıllarında hayallerini kurdukları evlerini de yapmışlardı. Evlerinde kendi dostlarını misafir ediyorlar ve bir birlerinin iş arkadaşlarını tanıyorlardı. İçlerinde bir çift vardı ki en çok bu çiftle anlaşmışlardı. Vedat ve Kader çifti. Vedat, Mehmet’in lise arkadaşıydı beraber okumuşlardı liseyi. Bu anılarına dalmışken köşkün görevlileri Mehmet’i bu anıların içerisinden çekip alırmışçasına yüksek sesle ‘Pardon, neye bakmıştınız?’ diye seslendiler. Mehmet uykusunda ani şekilde uyandırılmış gibi tepki verdi. Neye uğradığını şaşırmış vaziyetteydi. Etrafına baktı ve bir an nerede olduğunu çıkaramadı. Ardından aynı ses daha yüksek bir tonla sorusunu sordu. Mehmet sesin geldiği noktaya odaklandı ve sesin sahibini aradı. Güneşten dolayı karşısındaki kişinin kim olduğunu anlamamıştı. Önce tepeden tırnağa görevliyi süzdü. Vücut yapısı ve ona yaklaşması sırasında yürüyüşünden arkadaşı İhsan olduğunu anladı. İhsan yaklaştıkça seslendiği kişinin üniversitede zamanında en yakın arkadaşlarından biri olan Mehmet’i tanımıştı. İlk başta neye uğradığını şaşıran Mehmet arkadaşının üniversiteden sonra görmemişti. Kendisi araştırma için Eylül ile beraber yurt dışına yerleşmişti. Geri geldiklerinde de İhsan’ı aramak aklının ucundan bile geçmemişti. Çünkü sürekli yoğun ve işleriyle ilgilenmişti. Ardından birbirleriyle uzun uzun sarıldılar. İhsan, Mahmut efendi köşkünün müdürü olmuştu. Mehmet’i odasına davet etti ve uzun uzun geçmişten bahsettiler. İlk defa buraya geldikleri zamandan bu yana neler yaptığını anlattı İhsan. Melek ile evlenmiş ve iki tane kızlarının olduklarından bahsetti. Çocuklarını anlattı. Mehmet halen bir rüyanın içerisindeydi. Ortak hikayelerini ve yaşadıklarını düşündü, çok güzel ve stressiz bir hayatı vardı o zamanlar. Ardından İhsan, Mehmet’in yaşadıklarını ve neler yaptıklarını sordu. Mehmet üniversiteden sonra araştırma için yurt dışında geçirdiği zamandan itibaren anlatmaya başladı. Yaklaşık 4 yıl boyunca 3 farklı ülkede bulundukları ve dinlerin, dini mekanlara etkilerini incelemişlerdi. Ardından on yıl önce ülkelerine döndüklerini fakat sürekli yurt dışına çıktıkları süreçleri anlattı. Gel zaman git zaman artık hayatlarının bir düzene oturduğunu ve İstanbul’a yerleştiklerini söyledi. Anlatımı çok basit ve üstün körüydü. Olaylardan neredeyse hiç detay vermedi. Ardından İhsan bazı sorular sordu, fakat verdiği cevapların ne olduğu hakkında kendisi bile emin değildi. Ardından avluda düşündükleri aklına geldi. Kaldığı yerden devam etti düşünmeye. Bir ay önceydi. Bahçelerinde neredeyse sürekli yaptıkları yemek partisini yapmak için toplanmışlardı. Buraya hem Eylül hem de Mehmet kendi arkadaşlarını davet etmişti. Bir bakıma Mehmet, Eylül’e evlilik teklif edecekti.  Bunu da kendi arkadaşlarıyla planladı. Bu davette sadece bir tanımadık çift katılmıştı. Vedat ve Kader daha önce bu tür bir davete çağrılmamışlardı. Bu onların ilk davetiydi fakat gelir gelmez Mehmet ile Vedat’ın liseden bu yana arkadaş olduklarını uzun zaman sonra tekrar beraber olmanın verdiği bir mutluluk vardı. Aralarında liseden kalma birkaç şakalaşma yaptılar ve birbirleriyle uzun uzun hasret giderdiler. Gecenin ilerleyen saatlerinde saat tam gece yarısı olduğunda, Eylül’e sürpriz bir doğum günü ve ardından da evlilik teklif ettiğini gözlerinin önüne geldi. Bir film şeridi gibi yaşadığı o anlar gözlerinde canlandı. Eylül neye uğradığını şaşırmıştı ve inanılmaz derece mutlu olmuştu o an ve teklifine cevabı ‘evet’ olmuştu. Mehmet hayatının en mesut gecesini yaşamıştı. Fakat bu sevinç fazla sürmemişti diyebiliriz. Çünkü ertesi gün işe gittiğinde yurt dışına acil bir şekilde gitmesi gerektiğini öğrendi. Akşam eve buruk bir şekilde döndü. Gidiş ve geliş zamanı kısaydı bu biraz içine su serpmişti. Hazırlıklarını yaptı ve Cezayir’e gitti. Eylül bu duruma karşı ne kadar duyarlı olursa olsun onunda hevesi kursağında kaldı ama Mehmet’e belli etmemeye çalışıyordu. Zaman geçmiyormuş gibi gelse de işlerini toparlayıp Mehmet eve döndü. Ardından bu dönüş sadece evine değil yıkılmışlığa dönüş olmuş gibiydi. Eylül işte olduğu için ona sürpriz yapmak için yemek hazırladı ve beklemeye koyuldu. Ardından kapı açıldı ve içeri Eylül girmişti. Fakat mutlu olmaktan ziyade sen ne zaman geldin tavrında yaklaşmıştı Mehmet’e. Bu konu Mehmet’in tüm hevesini kırmıştı. Ardından yemek soğuk ve kasvetli bir ortamda yendi. Ardından bu hava gecenin ilerleyen saatlerde de devam etti ve can sıkma derecesine çıkmıştı. Mehmet her şeyden habersiz Eylül’ün neden böyle davrandığını düşündü. Fakat her hangi bir sorun yoktu. Daha gelmeden önceki akşam çok mutluydu ve sabırsızlıkla onun dönmesini beklediğini söylüyordu telefon konuşmasında. 24 saatte neler olmuştu bir insan nasıl bu kadar farklılık gösterebilirdi. Bu konu aklından çıkmadı ve sanki birbirinden haberdarmış gibi kalkıp yataklarına geçmişlerdi. Mehmet sabaha kadar düşünmekten dolayı gözlerine uyku girmemişti. Güneş  ufuktan yükselirken Mehmet uykuya daldı. Fakat bir kabus ile uykusundan uyandı. Şakakları çok fena zonkluyordu. Kendini çok zor lavaboya attı ve dün akşam ne yediyse çıkardı. Beti benzi atmıştı resmen aynadaki kendisini tanıyamamıştı. Sabah okumak için gazeteleri kapıdan içeri aldı fakat gazetelerle beraber bir kese kağıdı içinde bazı fotoğraflar ve bir adet yazılı kağıt vardı. Gönderen bilgileri mevcut değildi sadece alıcı Mehmet yazıyordu. İçerisinde olan fotoğraflara baktığında başının üstünden kaynar sular boşalmış gibiydi. Neye uğradığını şaşırdı. Fotoğraflarda Eylül ile tanımadığı bir kişiyle beraber fotoğrafları vardı. Fotoğraflarda olan kişiyi tanımıyordu ve fotoğrafların çekim tarihleri kendisinin Cezayir’e gittikten iki gün sonraydı. Arkasını çevirdiğinde ise ‘Bazen baktıkların ile gördüklerin arasında fark vardır. Sen Eylül’ü görüyordun ama o seni asla görmedi.’ bu cümle belki yüzlerce kez zihninde dönüp durdu. Neler olduğunu anlamakta çok zorluk çekiyordu. Dayanılmaz bir acı çekiyordu. Aklında olanlarda neler yapacağını bir türlü kestiremiyordu. Sadece ihanetin verdiği acı vardı. Ardından sadece planlar yaptı durdu. Gidip işinden sağlık ve kişisel işlerinden dolayı izin istedi. Ardından Eylül’ü izlemeye koyuldu. Onu resmen takip ediyordu ve bu durumdan aşırı derece utanç duymasına rağmen mecburiyet hissediyordu. Gün boyu takip etti Eylül’ü. Fakat her hangi bir şey çıkmadı karşısına. Ardından saatler ilerledikçe fotoğrafta gördüğü kişiyi Eylül’ün yanında gördü. Dayanılmaz bir acı çekiyordu. İkisini de oracıkta öldürmek için elinden ne geliyorsa yapacaktı fakat gözlerini Eylül’e döndürdüğünde sevdasının her şeyden daha baskın olduğunu fark etti. Ama bir şekilde hesap sorması gerekliydi. Neden? Sorusunun cevabını bulması gerekliydi. Hem de tam evlilik teklifinden sonra. Artık bakmaya dayanamadı ve oradan uzaklaştı. Bu sırada yolda Vedat ile karşılaştı. Vedat önce hal hatır sorduktan sonra Mehmet’i biraz sorgular gibi neden bu durumda olduğunu öğrenmeye çalıştı. Mehmet konu hakkında artık dayanamayıp birkaç şey anlattı. Vedat da bu konuyu onunla konuşmak istediğini ona söyledi. Fakat bir türlü nasıl anlatacağı hakkında fikrim olmadığı için anlatamadım dedi. Ardından bu konunun çözülmesi için akşam evde toplanalım ve konuya açıklık getirelim fikrini ortaya attı Vedat. Gerekli her şeyi ayarlayacağını söyleyen Vedat, Mehmet’i evine gönderir. Akşam saatlerinde Vedat, Eylül ve fotoğraflarda olan kişi yani Enes beraber eve gelirler. Eylül dün gece olduğundan daha tedirgin ve huzursuzdur. Ardından masaya geçip beraber oturdular. Fakat ortam çok fazla gergindi. Havadan kaynaklı masayı içeriye kurmuşlardı. Mehmet’in yaşadığı hayal kırıklığı resmen gökyüzündeki şimşeklerin bulutları ayırdığı gibi paramparça etmişti. Masa idam öncesi son isteği sorulan aç gözlü bir mahkumun istekleri gibi doluydu. Fakat ölümün o kutsal yüksek sesiyle beraber konuşmalar duyulmuyordu. Mehmet ve Eylül karşı karşıya oturmuşlardı. Ama sanki arkaları birbirine dönüktü, ne görüyor ne de duyuyorlardı birbirlerini ölümün sesiz çığlıkları içerisinde. Eylül kalkıp odadan yazılı  bir mektup getirdi ve Mehmet getirilen mektubu okudu ve gözlerine inanamadı. Sadece masaya yıkıldığını gördü Eylül’ün. Artık hayatta değildi, hayatı. Vedat ile yaptığı plana göre yemeklerin içine zehir katıp Enes ile beraber Eylül’ü öldürmeyi göze almıştı ve planları işe yaramıştı. Fakat Mehmet elindeki mektubu okuyunca hayatında nasıl büyük bir hatanın içinde olduğunu görüyordu. Ne yapmıştı? Şimdi ne yapacaktı? Masada olan bıçağı alıp direkt Vedat’ın kalbine sapladı. Vedat da masada öldü. Şimdi masada üç ölü beden ve bir mektup vardı. Mektup da şu yazıyordu.

Sevgilim,

Şimdi ben bunu yazarken bilmeni istediğim tek bir şey var. O da seni her zaman ve her koşul altında sevdim. Sevgim asla azalmadı tam tersine daha fazla arttı. Sen bu mektubu okuyorsan eğer büyük ihtimal benden nefret ediyorsun büyük bir olasılıkla ölmüşümdür. Ama sevdiğimin ellerinden öldüğüm için bile mesudum.

Evlilik teklifinden sonra sen gidince Vedat haddinden fazla gelmeye ve yakın olmaya başladı. Ben de ondan korunmak için Enes den yardım istedim ve bana yardım etti. Vedat’ı benden uzak tuttu. Fakat Vedat haddini aştı, ardından bana saldırdı. Ama Enes yetişti ve Vedat daha da köpürdü ve beni hazırladığı fotoğraflarla tehdit etti. Sen eğer bunu okuyorsan ona inanmışsındır demektir. Artık ben yokum sen de kendine dikkat et. Bakarken görmeyi de öğren.

Sevgilerimle Eylül…’

Ardından Mehmet kalktı ve odadan dışarı çıkmaya çalıştı. Yardımları geri çevirdi. Eylül ile ilk tanıştıkları yerde, 2 gündür zonklamaya devam eden şakaklarından kalbi kadar soğuk ve hızlı bir mermiyle bu titremeye son verdi . Geride sadece bakmak ile görmenin farkı kaldı…

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir